...

Fatih Yenibertiz
yenibertiz@hotmail.com    
     

GÜNÜN FOTOĞRAFI

 

SINIF BAŞKANLARIYLA TOPLANTI

NEREDE KALDI, BÖYLE BULUŞMALAR.  ÖZLENEN VE UNUTULMAYAN GÜNLERDEN :)

 

 

 

21.07.2008 tarihinde Yorum Gazetesinde yayımlanan yazım...      

 

 

 

 

 

İŞLEYEN DEMİR IŞILDAR, ÇÜNKÜ AŞINIR

 

 

 

Geçen hafta Japonya’da ünlü bir otomobil firmasında çalışan bir mühendisin fazla çalışmaktan öldüğünü okudum. 2 ay boyunca her ay seksen saat fazla mesai yaptığı tespit edilmiş. Bu adamın kendisi ile ne alıp veremediği vardı? Paraya mı ihtiyacı vardı? Yoksa mensubu bulunduğu ülkenin nesillerine, başarmanın ve bu uğurda çalışmanın öğretilmesi mi söz konusuydu. İlla ki para kazanma hırsı ile çokta güzel ilişkilendirilebilir. Fakat hırs ve azmin çekik gözlü dünya vatandaşlarının genelinde gözlenmesi mevzuun maddiyat ile açıklanmasını zorlaştırmaktadır.

Modern dünyanın despot gücü tarafından 20. yy başında ezilen Japonya,  tostun içindeki kaşar peyniri konumundan nasıl kurtulabileceğini düşündü. Bulunan ve bilinen tek çözüm yolunu genç beyinlerine aşıladı. Fevkalade önem verdiği bu çözüm yolu artık onlarda kültürel bir kod haline geldi. Sonuç ortada Nerede olursa olsun çiğ balık yiyicileri işlerine verdiği önem ve çalışma azimleri ile dikkat çekmekteler.

            Peki, bizim durumumuz nedir? Bir ay 720 saat, günlük 8 saatten 160 saatlik uyku saatlerini düşersek geriye 560 saat kalıyor. Devlet kurumlarına ise 160 saat çalışmak maaş için kâfi gelmekte. Geriye kalıyor 400 saat… Uyku harici 560 saatten 400 saati keyif için harcanmakta. Bizim böyle bir lükse hakkımız var mı? Var, elbette var ama bu kadarına değil. Teknolojide söz sahibi olanlar bakın hâlâ çalışıyorlar. “Miras yemiyorlar!”       

            Bu noktada şunu da belirtmem gerek. Örnek gösterdiğim Toranaga’nın yaptığı nefse zulümdür ve nefse zulüm günahtır. Bu kadarının makul karşılanması mümkün değildir. Teraziyi iyi ayarlamak gerek.

            Hep onların örnek alınacak yanları yok ya… Başka milletler de bizden bir şeyler öğrenmeliler. Özellikle “Güneşin Çocukları’nın” göz ardı etmemesi gereken hususlar var. Modern dünyaya sunduğumuz buluşlarımız, temel bilgilerimiz var. Elimizden geldiğince aydınlatalım…

            Bilmezler ki, insanlar yorgun doğar ve dinlenmek için yaşarlar. Doğum çok yıpratır bünyeyi, yeni bir dünyaya merhaba dediğimiz zaman bir nevi JETLAG sıkıntısı baş gösterir. Bu fiziksel yorgunluk insanı yaşam boyu dinlenmeye iter.

            Bilmezler ki, çalışmak yorar. Tartışmasız bir gerçektir. Meclis bile her zaman oy çokluğuyla bunu kabul eder. Ne demişler “işleyen demir ışıldar”. Neden? “Aşındığı için”…

            Bilmezler ki, gündüz dinleneceksin ki geceleri de rahat uyuyabilesin. Sanılanın aksine ne kadar yorulursan o kadar rahat u-yu-ya-maz-sın. Amaç hep yatış…

            Yarın yapabileceğin işi bugün yapma. Anı yaşa. Mümkünse erteleyebileceğin kadar ertele. Misal; sınava son gün çalış, faturayı son ödeme tarihinde yatır…

            Hatta dinlenen birini gördün mü yardım et. Fakat kendini yormadan yap. Çünkü kimse kimsenin yatış duygusuna tecavüz edemez.

            En önemlisi ise tembellikten kimse ölmemiştir. Bakın çalışmaktan ölenlerin haberini okuyoruz ama tembellikten ölen birini hiç duymadım. Ali Kırca bu zamana kadar “Aşırı miskinlikler can almaya devam ediyor” demedi.

            Bir an “ters öğüt” havası sezdim. Yap, yavrum yap. Babanda böyle yapmış kuru ekmeğe tamah etmiş. Sende kuru ekmeğe razı isen, sakıncası yok. Sadece yapman gerekeni yap ve bir adım öte gitme. Gidersen rahatın kaçar…

 

            Hepinizi sevgiyle sarıp sarmalıyorum…

 

 

 

 

 

 

 

OKURKEN NEDİR BUNLAR DİYE NOT ALDIĞIM KELİMELER

 

Okuduğum kitaplarda bilmediğim bir kelime ile karşılaştığım zaman, kelimeyi ajandama not düşerim. Daha sonra anlamını öğreneyim diye... Bunları burada sizinle de paylaşmak istedim.

            Sizde buraya kelimeler eklemek isterseniz. Elektronik posta adresime, eklemek istediğiniz kelimeyi ve anlamını yazarak yollayabilirsiniz…

 

 

Panteon                                              :          

            Tanrılar topluluğu. eski Yunan ve Romalıların, bütün tanrılarına birlikte kurdukları tapınak. sonradan panteon bir ulusun en büyük ve şerefli adamlarının gömüldüğü binaya da ad olmuştur.

 

Panteizm                                            :

            Bir bütün olarak kavranan evrenin tanrı ile özdeş olduğu ve evrende açığa çıkan bileşik töz, güçler ve yasalar dışında tanrı olmadığı öğretidir.

            Panteizmin çok çeşitli biçimleri vardır. bunlar biri bütün olarak doğaya bilinç atfeden pansişizmden dünyanın yalnızca bir görüş ve temelde gerçek dışı olduğunu ileri süren akozmik panteizmine ussal yeni platoncu ya da türümcü görüşlerden sezgici ve gizemci görüşlere kadar değişir.

            Batı felsefesinin yakın dönemlerinde panteizm düşüncesini en yetkin biçimde dile getiren spinoza’dır. Sonsuz niteliklere sahip bir tek sınırsız varlığın olabileceğini öne süren spinoza’ya göre tanrı ve doğa aynı gerçekliğe verilen iki ayrı addan başka şeyler değişti. Tersi durumunda tanrı ve dünya birliğinin tanrıdan daha büyük bir bütünlüğü olurdu. spinoza tanrının gerekliliğinden dünyanın gerekliliğini içerdiğini özgürlük olanağının bulunmadığını belirtti.

            Panteizm dogmalara bağlı Hıristiyan ilahiyatçılar tarafından yaratıcı ile yaratılan arasındaki ayrımı yok ettiği, tanrıyı belirsizleştirdiği, aşkın yerine bütünüyle içkin bir tanrı kavaramı öne sürdüğü, insanın ve tanrının özgürlüğü düşüncesini dışladığı gerekçeleriyle reddedildi.

 

 

Judaist- judeo                                    :

            Yahudilik ile aynı anlamdadır. judaizm’in kurucusu Ezra Kohen’dir “Musa’nın 5 kitabı”nı ortaya çıkaran odur: kohen, i.ö: 398 (-2398) yılında Judaizm’i ilan etmiştir. Böyle bakıldığında, Yahudiliği en çok 5760, en az da 3500 yıllık bir din ve dahi ideoloji olarak kabul edebiliriz.

 

Osiris                                                 :          

            Ölülerin tanrısı, ölümsüz yaşam için diriliş tanrısı, kuralkoyucu, koruyucu, ölülerin yargıcı ve ölünün prototipi olmuştur (ölü tarihte “osiris” olarak görülürdü). lahidinin bulunduğu yer, abidos’ta kültünün oluştuğu yerdir. osiris nut ve geb’in ilk çocuğuydu, set, nephthys ve isis’in kardeşiydi, aynı zamanda isis’in kocasıydı. horus, isis’ten oğluydu. bir hikayeye göre nephthys isis gibi davranmış ve osiris’i baştan çıkararak anubis’i doğurmuş. osiris başka erkeklerin dünyasının kuralkoyucusu olmuş ve ra gökyüzüne kural koymak için dünyayı bıraktığında kardeşi set osiris’i öldürdü. isis’in sihiri sayesinde tekrar yaşama döndü. İlk ölen yaşayan canlı olduğu için sonraları ölülerin lordu oldu. oğlu horus onun ölümünün öcünü aldı. seth’i yenmişti ve onu batı mısır’ın çölüne (sahra) gönderildi. tüm mısır tarihi boyunca dualar ve büyüler osiris’e yöneltilmişti, onu kutsama ve kendisinin kural koyduğu öbür dünyaya girmesi umulmuştu, ama orta krallık süresinde popularitesi arttı. 18.sülale döneminde mısır’da en çok tapılan tanrı olmuştu. osiris’in popularitesi mısır tarihinin en son evrelerine kadar dayanmaktadır (sürmüştür). Mısır’ı fetheden roma imparatorlarında bile hala onun etkisi görülüyormuş. Firavun kıyafetlerini giyerek ona tapınaklarda adak adıyorlarmış.

 

Seth                                                   :

            Seth Mısır pantheonunda ana tanrılardan biri. 'kızıl başlı' olarak nitelendirilir. Savaş, yıkım, ölüm faaliyetlerinin hepsinden genel olarak sorumludur. Papirüslerde kafası köpek kafasına benzer bir şekilde resmedilir.

 

Etrüskler                                            :

            Roma imparatorluğu devrinde yaşamış olan ve romalılarca yok edilen halk. etrüsklerin türk kökenli olduğu iddia edilmektedir.

 

 

Metafor (eğretileme)                        :

            Metafor (métaphore) kelimesi iki parçadan oluşur. Meta sonra-ile gibi anlamlara gelirken, fora (phora) sözü aktarmak, nakletmek gibi anlamlar taşır. Böylelikle Türkçesi eğretileme olan Metafor, bir sorunu başka bir şekilde ifade etmek için kullanılır.

 

            Özön’e göre eğretileme belirli bir anlamı yansıtan bir sözcüğü ya da değimi, ikisi arasında benzerlik kurmak için, başka bir sözcük ya da deyim yerine kullanmak bir başka değişle, yaygın bir kavramı, çok yaygın olamayan bir kavramın yerine geçirerek, ikinci kavramı birincinin yardımıyla ortaya koymaktır.

 

Ritüel                                                 :

            Fransızca kökenli bir kelime tören anlamına gelmektedir. Aslında her türden törene verilebilecek bir isimken sanki bizdeki algılama biraz daha özelleşmiş kutsal birliktelikler, toplantılar yönelimlidir.

 

Konsül                                               :          

            Roma'da cumhuriyet döneminde ülkenin başında bulunan görevlilere verilen isim. Bu unvanı taşıyan iki kişi bulunmaktaydı ve göreve bir seneliğine seçilirlerdi. Ancak ertesi sene ya da başka bir yıl da göreve seçilme hakları olurdu. Görevleri arasında meclislere başkanlık etmek ve savaş zamanında ordunun başında bulunmak (ya da bulunacak kimseyi seçmek) en önemlileri arasındadır.

            İmparatorluk çağında da konsüllük var olan bir makamdı. Ancak cumhuriyet dönemindeki önemini kaybetmiş ve sadece onur için üstlenilen bir görev haline gelmiştir.

 

Dipsomani                                         :

            Uzun süre alkole ara verdikten sonra yeniden başlayanların günlerce, haftalarca hatta aylarca ağır miktarda, her gün alkol almaları sonucu oluşan tablo.

kişinin genelde alkollü içki içmekten nefret etmesine hatta içkinin kokusuna dahi dayanamamasına karşın, birden bire önlenemez bir içki içme arzusuna kapılarak,ne pahasına olursa olsun diyerek,kendisini kaybedene kadar içki içme kompülsiyonudur.

 

Saga                                                   :

            İzlanda ve Norveç’te 11. yüzyılda başlamış, gerçek veya efsanevi bir kişinin veya hanedanın öykülerini anlatan anlatım şekli. İşlenen genel konular, İzlanda’ya yerleşen ilk soyların tarihi, Norveç krallarının tarihi ve eski Cermen tanrı ve kahramanlarının öyküleridir.

Sonradan bu şekilde yazılan romanlara da saga denmeye başlamıştır. Bu romanlar da uzun (genelde birden fazla cilt halinde) ve geniş bir zaman aralığını kapsayan eserlerdir.

 

Erbain                                    :

            Arapçada kırk demektir. İsmet özel bu yüzden toplu şiirlerini yayınladığı kitabına bu adı vermiştir. Kırk gün anlamındadır ve hicri takvimde 21 Aralık ve 31 Ocağa kadar olan dönemdir.

 

Yogi                                                   :

            Yoga üstadına verilen ad.

 

Heterodoks                                       :

            Kabul edilmiş dini esaslara uymayan, cemaat dışı anlamındadır.

            Ortodoks’un zıttıdır. Bir konudaki düşüncenin genel akışından farklı yönde düşünen kolları için kullanılan bir sıfattır da diyebiliriz. Sıfat olmasından hareketle birçok düşüncenin, mezhebin, dinin önüne gelebilir.

 

 

Ajitasyon                                           :          

            Belirlenen bir hedef kitleyi belli bir politik davranışa yöneltmek için yapılan çalışmaya verilen ad. Propaganda bunun daha pasifi sanırım, ajitasyonda bir fikir daha geniş kitlelere aktarılarak, insanlarda tepki yaratmayı amaçlıyor.

            Fransızcadan dilimize dolanan bu sözcük, kışkırtma, tahrik etme anlamına gelmektedir.

 

İntelijansiya                                      :          

            Batı dillerine Rusçanın armağanı: bir ülkedeki aydınlar topluluğu.

            Oxford sözlüğü'ne göre, bir ülkede-özellikle 19. asır Rusya'sında hür düşünmek isteyenler topluluğu.

            Politikada etkin bir yere sahip aydınlar takımı

 

Primadonna                                       :

            Operada birinci kadın sesi.. Daha çok soprano sesler için başrolü oynayan en önemli kadın şarkıcı anlamında kullanılır

 

Amprizim                                           :

            Modern bilimin kaynağı olarak da görülen, teorilerin inançlar veya duyumlardan ziyade deney ve gözlemlere dayanması gerektiğini söyleyen felsefi akım.

 

Kaotik                                                            :          

            Başlangıç koşullarındaki en ufak değişikliğin bile sonucu büyük ölçüde etkileyebileceği karışıklık durumu.

 

 

Pogrom                                              :

            Rusların gerçekleştirdiği Yahudi soykırımına verilen ad

 

Sudur Teorisi                         :

 

            Sudur teorisine göre; bir olan (vahid)'dan yalnız "bir" çıkar. Maddeden ayrı tözler (cevherler) için düşünmek yaratmaya delâlet eder, kendi zatı (özü) ile zorunlu olmayan her şey kendisi için mümkün, başkası için zorunludur. Bu prensiplere dayanarak sudurun tecelli ve alemin safha safha Allah'tan çıkış tarzını anlamak mümkün olur.

 

            "Allah birdir, mutlak manada tektir, en güzel, en mükemmel varlıktır ve O' nun mükemmelliği kendi zatını düşünerek eyleme dönüşmüş ve neticede taşma meydana gelmiştir. Bu teoriye göre Allah' tan en önce "tek akıl" çıkmış ve böylece bütün varlıkların oluşumu başlamıştır. "Sudur teorisi" olarak adlandırdığımız bu teoriyi maalesef İbn-i Sina ve Farabi başta olmak üzere diğer filozoflarımız da almış, Farabi sistemli hale getirmiş ve sonra zamanla teorik tasavvufa etki etmiştir

 

Reggae                                  :          

 

Jamaikalıların siyasal ve sosyo-ekonomik mücadeleleri içinde doğan, acıya deva olmaya çalışan, bu çabanın müziğidir. ska'dan daha önce çıkmıştır. Bob marley ve Peter Tosh tarafından bütün dünyada tanınması sağlandı.

 

 

09.07.2008 tarihinde Yorum Gazetesinde yayımlanan yazım...      

 

         ÇİZİKTİREBİLDİKLERİM

 

İnsanoğlu çeşit çeşit... Kimisi miskin miskin günü tamamlamayı düşünürken kimisi de güne üretmenin bir şeyler yapabilmenin sıkıntısıyla başlayıp bir macera peşinde koşuyor. İlk grup bireylerine diyecek bir sözüm yok. Çünkü tecrübe ile sabittir, onlara hiç bir cümle tesir etmez. Ben ikinci grupta olmayı tercih ediyorum. Onlardanım demiyorum, öyle olmayı arzuluyorum. Böyle bir tercih yapanlarında Allah yardımcısı olsun temennisini dilimden düşürmem. Çünkü ikinci grup bireylerinin içerisinde bir "Macerayı Seven Adam" yatar. Yerinde duramaz. Ben bir gün can sıkıntısından yatağımın üzerinde sıçrarken kafamı tavana çarpmıştım da, çok acımıştı. Bak yine bir sıkıntı çöreklendi yüreğime... Bu sefer kafamı tavana çarpacağıma, parmaklarım klavyeye çarpsın istedim. Şimdi hoş bir mekanik ses olarak algıladığım "tıkır tıkır" yansıma seslerinin, klavyenin feryatları olduğunu unutarak acımadan parmaklarımla öldürücü darbelere devam ediyorum. Hadi o tuşlara acımıyorsun, kendi kendine de mi acımıyorsun diyorum. Bir köşeye yazmaya başladın da ne oldu? Başın göğe mi erdi? Sanki her hafta yazmak kolay, sanki yazı işleri seni sıkıştırmayacak. Al başına belayı. Artık Allah yardımcım olsun. Ölürsem de bilin ki sebebi Yazı İşleri Müdürüdür. Bu noktada devletin beni korumasını istiyorum. Yanımda dört tane yiğit insanla gezmek istiyorum. Yok, vermeyeceklerse gündemde ki soruşturma kapsamında beni bir süre takip etsinler. Belki böylece güvende oluruz. Şaka şaka. Aman ha! Sakın ciddiye almayın. Ülkemin bünyesi benim gibi bir skandalı kaldıramaz.

 

         Fazla dağıtmayalım... Bir şeyleri oluşturmanın ve bunu sunma arzusunun sıkıntısından devam edelim. Bir an kafanda şimşekler çakar ve bunu birilerine anlatman lazımdır. Yoksa ya unutursun ya da kafayı yersin. Hemen birini bulursun. İşte o sırada konunun paylaşımı noktasında her zaman cümlelerimin yarım kaldığının farkına vardım. Düşündükçe anlıyorum ki karşıma aldığım yiğit insanın aklı başka yerde. Benim anlattığımla ilgilenmiyor. Çünkü onun daha mühim işleri var. Bu önem derecesi yüksek iş nedir?

         Hemen açıklayalım; Trabzon caddesinde volta atmak. Şöyle ki, işinde gücünde gidip gelen hatunları kesmeli ve bakışlarla rahatsız etmeli... Bu şekil düşünen genç nüfusun az olduğunu sanmayın. Çok var. Nereden mi biliyorum...Merkez caddede durun izleyin, anlayacaksınız. Gençliğimizin yapması gereken önemli işin, önemini kavrayacaksınız. Çok enteresan...

Özel idare binasının önünden yeni müftülük binası istikametinde akın akın ilerleniyor. Gurbetçi bir yakınımız bana “Caddenin sonunda ne var? Neden herkes oraya doğru akın ediyor?” diye sormuştu da çok gülmüştüm.

 

         Konuyu nasıl buraya getirdim bilmiyorum. Yazmak istedim, yazdım... Gelecek haftaya kadar umarım biraz daha çiziktirebilirim. Çiziktirebilirim diyorum. Çünkü yazınsal detaylara önem vermekten ziyade daha çok anı yaşamanın verdiği rahatlıkla, kasmadan yazmayı seviyorum. Belki ileride “ağır abi” rolü yapabilirim...

Hepinizi sevgiyle sarıp sarmalıyorum...


Fatih Yenibertiz
yenibertiz@hotmail.com

 

GÜZEL BİR ŞİİR VARDI, DAYANAMADIM YAZDIM...

YENİLDİM

 

 

 

 

Pes ediyorum.
Yenildim.
Sen yendin,
Biliyorum.
Çığlıklarım hiç duyulmadı
Savaşın göğsünde.
Tek fark ettiğin,
İçini kaplayan zevk melodileriydi.
Üstelik bir kefendi,
Kefenimi örendi bu şarkıların.
Sözlerinde hep kendi adın vardı.
İsmim haritadan silinmiş bir köydü,
Kent bile değildi senin için.
Kelimelerin salvo oluyordu,
Parçalarını topluyordu çocuklar kalbimin.

Neden
Kanlı harplere benzer tüm aşklar?
Uğruna ölebileceğini söylerken,
Sevdana sapladığın hançer neden?
Sevgiyi kutsal kitaplara sığdıran
Bu korkunç savaş,
Bu sonu gelmez acılar ayrılıklar
Neden?
Yanıyor,
Ilgıt ılgıt eriyor kanım,
Yenildim.
Yendin.
Peki neden mutlu değilsin?
Eksiltili bir yaşamı paylaştık seninle,
İkimizde hayat hırsızlarıydık,
Çaldık birbirimizden,
Yalnızca
Sen daha usta çıktın,
İlk biten ben oldum,
Kutlarım

 


About | Privacy Policy | Cookie Policy | Sitemap
© Fatih Yenibertiz'in kişisel blogu